İçeriğe geç

Güncel oranlar

  • Yasal faiz %31 yıllık
  • TTK 1530 geç ödeme %43 yıllık
  • TCMB avans faizi %39,75 yıllık
  • Gecikme zammı %3,7 aylık

Faizin Helalliği Hakkında Görüşler: Riba, Klasik Fıkıh, Diyanet ve Katılım Bankacılığı

Faizin dinî hükmüne dair görüşler kaynaklarıyla: riba kavramı, klasik mezheplerin yaklaşımı, Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu'nun tarihli cevapları, İslam Fıkıh Akademisi ve AAOIFI, faiz-enflasyon tartışması, katılım bankacılığı ve ona yöneltilen eleştiriler. Site hüküm vermez, görüşleri sahiplerine atfeder.

  • HazırlayanTemerrüt Editörlüğü
  • Güncelleme
  • Okuma12 dakikalık okuma

Kısaca

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre ribânın (faizin) yasak olduğu Müslüman toplumlarca ittifakla benimsenmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu vadeli mevduat faizini haram sayar; Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi de ödünçte baştan şart koşulan artışı ribâ kabul eder. Bazı çağdaş yazarlar ise yasağın kapsamını daha dar yorumlar. Tartışma; banka faizinin ribâ sayılıp sayılmadığı, enflasyonun etkisi ve katılım bankacılığı üzerinde yoğunlaşır. Bu yazı görüşleri sahiplerine ve kaynaklarına atfederek aktarır; temerrut.com.tr taraf tutmaz, dinî hüküm vermez.

Riba ne demek?

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin İsmail Özsoy imzalı “Faiz” maddesi (1995) ribâyı şöyle tanımlar: “Ödünç işlemlerinde ve alışverişte karşılığı bulunmayan hakiki veya hükmî fazlalık.” Kelime Kur’an’da sekiz yerde geçer. Aynı maddeye göre fıkıh literatüründe iki temel ayrım yapılır:

  • Ribe’n-nesîe (vade faizi): Vadeye bağlı fazlalık. Ansiklopedi, Zeyd b. Eslem’in rivayetine dayanarak Câhiliye dönemindeki uygulamayı şöyle aktarır: vade dolunca alacaklı borçluya “Ödüyor musun, yoksa arttırıyor musun?” diye sorar, borçlu ödeyemezse borç artar, vade uzardı.
  • Ribe’l-fadl (fazlalık faizi): Aynı cinsten malların peşin değişiminde bedellerden birinin fazla olması.

Ansiklopedi, faizle ilgili âyetleri dört grupta inceler: er-Rûm 30/39, en-Nisâ 4/160-161, Âl-i İmrân 3/130 (“kat kat arttırılmış” faiz uyarısı) ve el-Bakara 2/275-279. Alışveriş faizinde hareket noktası, Ubâde b. Sâmit ve Ebû Saîd el-Hudrî’nin rivayet ettiği “altı eşya hadisi”dir: altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuz, cinsi cinsine eşit ve peşin olarak değiştirilir.

Faizin finansal işleyişi için Faiz Nedir? yazısına bakabilirsiniz.

Klasik mezhepler neyi esas aldı?

Mezhepler, altı eşya hadisindeki hükmün başka mallara hangi ortak nitelik (illet) üzerinden uygulanacağında ayrışmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin özetine göre:

MezhepAltın ve gümüşte illetDiğer dört malda illet
Hanefî (Hanbelî, Ca’ferî ve Zeydî âlimler de bu yönde)Cins birliği ve tartılabilir (veznî) olmaCins birliği ve hacimle ölçülebilir (keylî) olma
ŞâfiîPara olma (semeniyyet) vasfının galip olmasıYalnızca gıda maddesi olma (mezhepte hâkim kabul edilen sonraki görüş)
MâlikîPara olma vasfının galip olması (yaygın görüş); mutlak para olma (yaygın olmayan görüş)Depolanıp saklanabilen gıda maddesi olma

Bu ayrım bugün de önem taşır. Ansiklopedi, kâğıt para ve banka parası yaygınlaştıktan sonra illetin yalnızca altın ve gümüşe bağlanması hâlinde kâğıt paranın “insanların faizden kaçmak için sıkça başvurdukları bir vasıta durumuna” gelebileceğine dikkat çeker ve “mutlak mânada semeniyyet” (para işlevi gören her mübadele aracını kapsayan para olma niteliği) görüşünü faiz yasağının amacına daha uygun bulur. Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi’nin 42 sayılı kararında da, kâğıt paraların faiz ve zekât gibi konularda altın ve gümüşün hükümlerine tabi olduğunu kabul eden önceki bir kararına (21 sayılı karar) atıf yapılır.

Diyanet İşleri Başkanlığı ne diyor?

Kurulun kendi tanıtımına göre Din İşleri Yüksek Kurulu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dinî konularda en yüksek karar ve danışma organıdır. “Fetva Yöntemimiz” sayfasında şu not yer alır: “Verilen fetvanın hukukî bağlayıcılığı yoktur, diyanî bir hükümden ibarettir.” Kurulun internet sitesindeki cevaplardan bu konuyla ilgili olanlar:

TarihKonuKurulun cevabının özeti
19.12.2018Katılım bankalarının kâr payıMüşareke, mudarebe, murabaha, leasing gibi meşru yöntemlerle çalışılıyorsa kâr payını almak caizdir; oranın faize yakın veya eşit olması işlemi faize dönüştürmez. Aksi hâlde caiz olmaz.
15.09.2020Vadeli mevduatBu hesaplara tahakkuk ettirilen fazlalık faizdir ve dinen haramdır; vadeli mevduata para yatırmak caiz değildir. Elde edilmiş faiz, sevap beklenmeden ihtiyaç sahiplerine verilmelidir.
15.09.2020Vadesiz mevduatFaiz getirisi olmadığı için vadeli hesapla aynı kapsamda değerlendirilmez; ancak meşru seçenek varken zorunluluk olmadıkça parayı böyle bir hesapta tutmak dinen uygun görülmez.
15.02.2023Paranın değer kaybı ve borçÇoğunluk görüşü borcun misliyle ödenmesidir; Ebû Yûsuf’un görüşü borcun sabit olduğu tarihteki değerin esas alınmasıdır. Kurul değer kaybında ikincisini hakkaniyete daha uygun bulur.
24.06.2026Faizli kredi kullanana satışFaizli kredi sözleşmesi haramdır; ondan ayrı kurulan satış sözleşmesi ise meşrudur. Satıcı aracı, teşvik edici veya kefil değilse sorumluluğa ortak olmaz.

Kurulun vadeli mevduat cevabı enflasyon konusunda şunu söyler: “Söz konusu faiz oranlarının enflasyonun altında ya da üstünde olması, bu işlemi faiz olmaktan çıkarmaz.”

Uluslararası kurumlar ne karar verdi?

Uluslararası İslam Fıkıh Akademisi İslam İşbirliği Teşkilatı’na bağlıdır. Akademi, Cidde’de 22–28.12.1985’te topladığı ikinci oturumda aldığı 10 (10/2) sayılı kararda, vadesi gelen borçta vade uzatımı karşılığı alınan artışın da, ödünç sözleşmesinin başında şart koşulan artışın da ribâ olduğunu ve yasaklandığını açıkladı. Aynı karar, hükümetleri İslami esaslara göre çalışan finans kuruluşlarını teşvik etmeye çağırır.

TDV İslâm Ansiklopedisi, daha önceki bir toplantıyı da aktarır: Kahire’de toplanan II. İslâm Araştırmaları Kongresi, ödünç türleri üzerine tahakkuk ettirilen her çeşit faizin haram olduğuna; tüketim kredisi ile üretim kredisi arasında ve faizin azıyla çoğu arasında fark bulunmadığına karar vermiştir.

AAOIFI (İslami Mali Kuruluşlar Muhasebe ve Denetim Kurumu), kendi tanıtımına göre 1991’de kurulmuş, Bahreyn merkezli, kâr amacı gütmeyen bir standart koyucudur. Ödünç (karz) işlemlerine ilişkin 19 numaralı Şer’î Standardı 19.05.2004’te yürürlüğe girmiştir. Standart, kurum ister borç veren ister borç alan olsun, ödünç işlemlerini ve bunlara eşlik eden menfaat ya da maliyetleri kapsar. Standartların tam metni yalnızca üyelere ve lisanslı abonelere açıktır. Kurumun açıklamasına göre 42 ülkede 47 düzenleyici ve denetleyici otorite AAOIFI standartlarını tamamen, kısmen ya da rehber olarak benimsiyor veya tanıyor. Kurumun yapısı için İslami Bankacılık Nedir? yazısına bakabilirsiniz.

Faiz ile enflasyon arasındaki ilişkiye dair hangi görüşler var?

Soru şudur: Faiz yalnızca paranın erimesini telafi ediyorsa yine de faiz midir? Görüşler birkaç eksende ayrılır.

  • Enflasyon hükmü değiştirmez: Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 15.09.2020 tarihli cevabı bu yöndedir. TDV İslâm Ansiklopedisi de “Faiz haddinin enflasyonun üstünde, altında veya ona eşit olması, faizin sebebiyet verdiği haksızlığı ortadan kaldırmamaktadır” der. Ansiklopedi, faizin enflasyonun altında kaldığı durumu “negatif faiz” olarak adlandırır; oran taraflarca bilerek böyle belirlenmişse bunun da pozitif faizle aynı hükme tabi olduğunu savunur.
  • Değer korunmalı ama sabit oranla değil: Aynı madde, paranın satın alma gücünü korumaya yönelik yöntemler geliştirmenin hakkaniyet gereği olduğunu, birçok Müslüman araştırmacının bu tür tedbirleri faiz yasağının dışında değerlendirdiğini aktarır. Ancak bu kaygının faize cevaz gerekçesi olmaması ve değişmez bir oran öngörülmemesi gerektiğini ekler; vadeli para borçlarında enflasyon oranına endeksli bir artırımın “en azından faiz şüphesi” taşıyacağını da belirtir.
  • Borcun değeriyle ödenmesi: Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 15.02.2023 tarihli cevabına göre İmam Ebû Yûsuf’un, borcun sabit olduğu tarihteki kıymetin esas alınacağı yönündeki görüşü Hanefî mezhebinde tercih edilen görüş hâline gelmiştir. Kurul, değerin belirlenmesinde önce tarafların rızayla anlaşmasını tavsiye eder; yetkili kurumlarca açıklanan enflasyon oranlarının da dikkate alınabileceğini belirtir.
  • Sabit borç fiyat düzeyine bağlanamaz: İslam Fıkıh Akademisi’nin Kuveyt’te 10–15.12.1988’de aldığı 42 (4/5) sayılı karara göre belirli bir para birimiyle doğan borç, değeriyle değil aynı para birimiyle ödenir; sabit borçlar fiyat düzeyine bağlanamaz. Akademi, 4–6.11.2019’da Dubai’de aldığı 231 (2/24) sayılı kararda bu kuralı enflasyonun olmadığı ya da düşük olduğu durumlar için teyit etti. Borç doğduktan sonra aşırı enflasyon yaşanırsa taraflar borcu değeriyle ödemeyi ya da kaybı paylaşmayı sulh yoluyla kararlaştırabilir; bunun sözleşme anında önceden şart koşulmasına ise izin verilmez.
  • Yasağın kapsamını daraltan çağdaş yorumlar: TDV İslâm Ansiklopedisi, bir kısım yazarın asıl yasaklananın “kat kat arttırılmış” faiz olduğunu savunduğunu aktarır. Mısırlı âlim Abdülaziz Çâvîş bu görüşü 1908’de ortaya koymuş; Reşîd Rızâ, İsmail Hakkı İzmirli ve Süleyman Uludağ (“İslâm’da Faiz Meselesine Yeni Bir Bakış”) benzer çizgide yorum yapmıştır. Fazlurrahman ilk akitteki fazlalığın faiz olmadığını; Ma’rûf ed-Devâlîbî ise haram faizin tüketim kredilerinde söz konusu olduğunu ileri sürmüştür. Ansiklopedi maddesi bu görüşleri aktarır ve ayrıntılı biçimde eleştirir.

Örnek: Aynı borç, üç farklı geri ödeme

Aşağıdaki tablo yalnızca aritmetiği gösterir; hangi seçeneğin caiz olduğuna dair bir değerlendirme içermez. 2024 sonunda 100.000 TL’lik bir borç doğduğunu ve 365 gün sonra kapatıldığını varsayalım. TÜİK verisine göre TÜFE Aralık 2025’te yıllık %30,89 arttı; sitenin enflasyon hesaplayıcısına göre 2024 sonundaki 100.000 TL, 2025 sonu fiyatlarıyla 130.890,00 TL’ye denk gelir.

Geri ödeme biçimiVade sonunda ödenen2025 sonu fiyatlarıyla başlangıç tutarıAlacaklının satın alma gücü değişimi
Yıllık %25 basit faizle125.000,00 TL130.890,00 TL−%4,50
Yıllık %40 basit faizle140.000,00 TL130.890,00 TL+%6,96
TÜFE’ye göre değeriyle (fazlalık şart koşulmadan)130.890,00 TL130.890,00 TL%0,00
Reel değişim (%25):  (1 + 0,25) / (1 + 0,3089) − 1 = −%4,50
Reel değişim (%40):  (1 + 0,40) / (1 + 0,3089) − 1 = %6,96

İlk satır, ekonomideki anlamıyla negatif reel faiz örneğidir. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ve TDV İslâm Ansiklopedisi’nin yaklaşımına göre ilk iki satır, oran enflasyonun altında da kalsa üstünde de olsa faizdir. Üçüncü satır, Ebû Yûsuf görüşüne dayanan “değerle ödeme” fikrine aritmetik bir karşılıktır; TDV İslâm Ansiklopedisi vadeli para borçlarında enflasyona endeksli artırımın “en azından faiz şüphesi” taşıyacağını yazar, İslam Fıkıh Akademisi’nin 42 sayılı kararı da sabit borcun fiyat düzeyine bağlanmasını kabul etmez. Hesabın ayrıntısı için Enflasyon Hesaplama yazısına bakabilirsiniz.

Katılım bankacılığı bu tartışmanın neresinde?

5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesi (RG 01.11.2005) katılım bankasını, “özel cari ve katılma hesapları yoluyla fon toplamak ve kredi kullandırmak esas olmak üzere faaliyet gösteren” kuruluş olarak tanımlar. Bu bankalar fon toplarken katılım hesabı açar ve sonuca göre kâr payı dağıtır; finansmanda murabaha, kiralama ve ortaklık gibi sözleşmeler kullanır. Hukuki çerçeve için Katılım Bankası Nedir?, sözleşmelerin işleyişi için Katılım Finans Sistemleri Nasıl Çalışır? yazılarına bakabilirsiniz.

Destekleyen görüşler. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.12.2018 tarihli cevabı, meşru yöntemlerle çalışılması şartıyla kâr payını caiz görür. Murabahada malın faturasının önce katılım bankasına kesilmesi, ardından ayrı bir akitle müşteriye satılması gerektiğini belirtir. IMF’nin 2015 tarihli çalışması, İslami finansın “kazanç risk almayla gelir” ilkesine dayandığını özetler: getiri zamanın geçmesiyle değil, risk üstlenmeyle ve varlığın performansına göre sonradan belirlenir.

Eleştiriler. Akademik çalışmaların bir kısmı uygulamanın teoriden uzaklaştığını savunur:

  • Chong ve Liu (2009), Malezya verisiyle İslami banka finansmanının ancak ihmal edilebilir bir kısmının kâr-zarar paylaşımına dayandığını, İslami mevduat getirilerinin klasik mevduat faizlerine yakından bağlı olduğunu bulmuştur.
  • Ergeç ve Arslan (2013), Türkiye’de Aralık 2005–Temmuz 2009 dönemini incelemiş ve katılım bankalarının faiz oranlarından belirgin biçimde etkilendiğini tespit etmiştir.
  • IMF (2015), iki bankacılık modeli arasındaki benzerliğin bir kaynağı olarak katılma hesaplarına ödenen getirilerin mevduat faizlerine yakınlığını ve finansman oranlarının dönemin uluslararası gösterge faizi LIBOR’a göre belirlenmesini gösterir.

Karşı görüşe göre ise getiri seviyesinin benzer olması işlemin niteliğini değiştirmez; Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.12.2018 tarihli cevabındaki “Kâr payı oranlarının, banka faizlerine yakın veya eşit olması söz konusu işlemi faize dönüştürmez” cümlesi bu yöndedir. Faizsiz sermaye piyasası araçları için bkz. Kira Sertifikası (Sukuk) Nedir?.

Kendi kararınızı verirken neye bakabilirsiniz?

Bu konu kişinin inancına ve vicdanına bağlıdır; site yalnızca görüşleri kaynaklarıyla aktarır. Araştırırken şunlar yardımcı olabilir:

  • Görüşün tarihine ve sahibine bakın. Bir fetvanın hangi kurum tarafından, hangi tarihte ve hangi soruya cevap olarak verildiği önemlidir.
  • Sözleşmeyi okuyun. Bir ürünün faizli mi, kâr paylaşımlı mı olduğunu adı değil sözleşmesi gösterir. Din İşleri Yüksek Kurulu da katılım bankalarının işlemlerini araştırmanın kişinin kendi sorumluluğunda olduğunu belirtir.
  • Âlimlere danışın. Din İşleri Yüksek Kurulu’nun internet sitesi, sorular için “190 Diyanet Fetva Hattı”nı gösterir. Farklı görüşleri karşılaştırmak için güvendiğiniz din âlimleri, akademik yayınlar ve İslam hukuku uzmanları da başvurulacak kaynaklar arasındadır.

Ödünç almanın finansal maliyeti için Paranın Maliyeti yazısına bakabilirsiniz.

Sık sorulan sorular

Diyanet’e göre banka faizi haram mı?

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 15.09.2020 tarihli cevabına göre vadeli mevduat hesaplarına tahakkuk ettirilen fazlalıklar faizdir ve dinen haramdır; bu nedenle vadeli mevduata para yatırmak caiz görülmez. Kurul, faizle elde edilmiş bir gelir varsa kişinin bunu kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu yakınları için kullanmayıp sevap beklemeden ihtiyaç sahiplerine vermesi gerektiğini belirtir. Kurulun kendi açıklamasına göre fetvaların hukuki bağlayıcılığı yoktur.

Faiz enflasyonun altındaysa yine faiz sayılır mı?

Bu konuda farklı yaklaşımlar vardır. Din İşleri Yüksek Kurulu, faiz oranlarının enflasyonun altında ya da üstünde olmasının işlemi faiz olmaktan çıkarmadığını söyler (15.09.2020). TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Faiz maddesi de enflasyonun faize gerekçe gösterilemeyeceğini, paranın değerini koruyacak yöntemler geliştirmenin hakkaniyet gereği olduğunu, ancak vadeli para borçlarında enflasyona endeksli artırımın en azından faiz şüphesi taşıyacağını yazar. Kâğıt paranın değer kaybını borçta dikkate alıp almama konusunda ise klasik fakihler ve çağdaş kurumlar farklı görüşler bildirmiştir.

Katılım bankasının kâr payı faiz mi?

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.12.2018 tarihli cevabına göre katılım bankaları müşareke, mudarebe, murabaha ve leasing gibi meşru yöntemlerle çalışıyorsa dağıttıkları kâr payını almak caizdir; kâr payı oranlarının faiz oranlarına yakın veya eşit olması işlemi faize dönüştürmez. Kurul, bu esaslara aykırı işlemlerde aynı sonucun geçerli olmadığını ve bankanın işlemlerini araştırmanın kişinin kendi sorumluluğunda olduğunu ekler. Bazı akademik çalışmalar ise katılım bankalarının getirilerinin faiz oranlarıyla yakın hareket ettiğini tespit etmiştir.

Borç verilen paranın enflasyon farkını istemek caiz mi?

Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 15.02.2023 tarihli cevabına göre fakihlerin çoğunluğu kâğıt para borçlarının misliyle, yani aynı miktarla ödenmesi gerektiğini söylemiş; İmam Ebû Yûsuf, Mâlikî âlimi Rahûnî ve Hanbelî mezhebinde aktarılan bir görüş ise borcun sabit olduğu tarihteki değerin esas alınmasını kabul etmiştir. Kurul, değer kaybında bu ikinci yaklaşımı hakkaniyete daha uygun bulur ve tarafların rızayla anlaşmasını tavsiye eder. İslam Fıkıh Akademisi’nin 1988 tarihli 42 sayılı kararı ise sabit borçların fiyat düzeyine bağlanamayacağını söyler; 2019 tarihli 231 sayılı karar, borç doğduktan sonra aşırı enflasyon yaşanırsa tarafların sonradan sulh yoluyla anlaşabileceğini, ancak bunun sözleşmede önceden şart koşulamayacağını ekler.

Kaynaklar